Harput'un yanık nefesi: İşte gazellerde saklı bin yıllık hüzün ve heybet

Kürsübaşı'nın dumanlı havasında bir ses yükselir bazen bir hoyratla yürekleri dağlar, bazen bir gazelle ruhu dinlendirir. Elazığ'da 'gazelhanlık' sadece şarkı söylemek değil, bir dertleşme ve asalet gösterisidir. Harput Musikisi'nin o kendine has tınısını ve efsaneleşmiş ustalarını mercek altına alıyoruz.

Harput'un yanık nefesi: İşte gazellerde saklı bin yıllık hüzün ve heybet

Madem kürsünün sıcaklığına iyice ısındık, şimdi o meclislerin ruhu olan, dinleyeni Harput’un kayalıklarından alıp uzak diyarlara götüren o yanık seslere, yani Harput Gazelleri’ne ve o sesleri ölümsüz kılan ustalara konuk olalım.

Harput musikisi denince akla gelen ilk şey, o sese sığdırılan derinliktir. İstanbul musikisinin zarafetiyle Anadolu’nun sert ve dik duruşunun birleştiği bu eşsiz tarz, "Harput Ağzı" olarak literatüre geçmiştir. Bu musikinin zirve noktası ise hiç şüphesiz gazellerdir. Bir gazelhan kürsüde sesini yükselttiğinde, meclistekiler nefesini tutar; çünkü o an sadece müzik değil, bir tarih konuşmaktadır.

Hafız Osman’dan Enver Demirbağ’a: Sesle Yazılan Tarih

Harput gazelhanlığı dediğimizde durup bir düşünmek gerekir. Bu geleneğin temelinde Hafız Osman Öğe gibi dev çınarlar vardır. Onun o meşhur "Hüseyin’den bir haber gelmedi" deyişindeki hüzün, bugün hala Harput’un sokaklarında yankılanır. Ardından gelen Enver Demirbağ ise bu musikiyi adeta kristalleştirmiş, o yanık sesiyle Harput’u tüm Türkiye’ye tanıtmıştır.

Fırat Üniversitesi Devlet Konservatuvarı akademisyenlerinin yaptığı teknik analizlerde, Harput gazellerinin makamsal yapısının çok karmaşık olduğu ve okuyucunun çok geniş bir ses aralığına sahip olması gerektiği vurgulanır. Yani gazel okumak, sadece güzel bir sese sahip olmak değil, o makamların matematiğine ve ruhuna vakıf olmayı gerektirir.

Harput'un yanık nefesi: İşte gazellerde saklı bin yıllık hüzün ve heybet

Hoyrat: "Gakgo"nun Sahadaki Çığlığı

Gazelin kardeşi ise "Hoyrat"tır. Hoyrat, bir gazel gibi süzülerek değil, aniden ve gür bir sesle başlar. Genellikle ciğerden gelen bir "Ah!" ile havayı yırtar. Elazığlı için hoyrat, sevincini de acısını da en gür sesle dünyaya haykırma biçimidir.

Yerel müzik tarihçisi Fikret Memişoğlu’nun o meşhur Harput Halk Bilgisi kitabında belirttiği gibi; "Harputlu, hoyratıyla dağları eritir, gazeliyle gönülleri fetheder." Bu eserler, sadece nota kağıtlarında değil, babadan oğula, ustadan çırağa aktarılan o "meşk" kültürüyle bugüne ulaşmıştır.

Harput'un yanık nefesi: İşte gazellerde saklı bin yıllık hüzün ve heybet

"Ses Gider, İz Kalır": Genç Gazelhanların Sınavı

Bugün Elazığ’da hala o eski ustaların izinden giden, meclislerde gazel geleneğini yaşatan genç sesler var. Ancak bu gençler için en büyük sınav, o eski isli odaların samimiyetini modern sahnelere taşımak. Şehirde düzenlenen "Ses Yarışmaları" ve "Anma Geceleri", bu yanık nefesin sönmemesi için birer yaşam destek ünitesi görevi görüyor.