Harput'un ruhu Kürsübaşı: Bir kış gecesi masalı değil, bir şehir kültürü

Dışarıda kar diz boyu, içeride ise kürsünün altındaki közlerin sıcaklığı... Elazığ'da Kürsübaşı demek müziğin, edebiyatın, hikâyenin ve dostluğun aynı sofrada harmanlanması demektir. Binlerce yıllık bu gelenek, UNESCO tesciliyle artık tüm dünyanın mirası.

Harput'un ruhu Kürsübaşı: Bir kış gecesi masalı değil, bir şehir kültürü

Gömmenin o sıcaklığı henüz üzerimizdeyken, şimdi de Elazığ’ın kış gecelerini ısıtan, sadece bir eğlence değil bir "edep mektebi" olan o meşhur geleneğe; Kürsübaşı’na konuk oluyoruz.

UNESCO tarafından "İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası" listesine kabul edilen bu kadim gelenek, bugün hala Harput'un o isli kokusunu modern şehre taşıyor.

Elazığ’da kış geceleri uzundur ama asla sıkıcı değildir. Eskiden kerpiç evlerde, odanın ortasına kurulan ve üzerine geniş bir yorgan örtülen "kürsü" (dört köşe alçak masa), etrafında toplananları sadece fiziksel olarak değil, ruhen de ısıtırdı. Bugün modern salonlarda canlandırılsa da, o günlerin ağırlığı ve samimiyeti hala başköşede oturuyor.

Harput'un ruhu Kürsübaşı: Bir kış gecesi masalı değil, bir şehir kültürü

Musikiyle Başlayan, Sohbetle Pişen Bir Akşam

Kürsübaşı’nın olmazsa olmazı Harput Musikisi’dir. Ama öyle her önüne gelen o kürsüye oturup gazel atamaz. Bu işin bir usulü, bir adabı vardır. Genellikle bir "pir" veya "usta" eşliğinde başlar geceler. Bir bakarsınız hoyratlar havada uçuşur, bir bakarsınız "Eleşkirt" türküsüyle tüm oda derin bir sessizliğe bürünür.

Akademik dünyada, özellikle Fırat Üniversitesi Devlet Konservatuvarı hocalarının çalışmalarında, Kürsübaşı’nın sadece bir müzik meclisi olmadığı; aynı zamanda gençlerin büyüklere hürmeti, dinlemeyi ve konuşma adabını öğrendiği bir "sosyal okul" olduğu vurgulanır. Yani o kürsüye oturan genç, sadece nota değil, hayat dersi de alır.

Harput'un ruhu Kürsübaşı: Bir kış gecesi masalı değil, bir şehir kültürü

Kürsünün Tadı: Orcik, Pestil ve "Gakgo" Muhabbeti

Tabii Kürsübaşı sadece kulaklara değil, damaklara da hitap eder. O meşhur kürsü yorganının üzerine; biraz önce konuştuğumuz o el emeği orcikler, pestiller, kavrulmuş ağın leblebisi ve meşhur Elazığ kahvesi dizilir. Sohbet uzadıkça "eskiler" anlatılır, Harput’un o efsanevi şahsiyetleri yad edilir.

Yerel kültür araştırmacısı ve yazar Ahmet Tevfik Ozan’ın bir mısrasında dediği gibi: "Kürsübaşı Harput’un kalbidir, orada atan nabız Elazığ’ın özüdür." Bu mirasın UNESCO listesine girmesi, aslında bu özün ne kadar kıymetli olduğunun küresel bir tescilidir.

Harput'un ruhu Kürsübaşı: Bir kış gecesi masalı değil, bir şehir kültürü

Bugünün Kürsübaşı: Mirası Geleceğe Taşımak

Şimdilerde Elazığ Belediyesi’nin ve çeşitli derneklerin kurduğu "Kürsübaşı Toplulukları", bu geleneği turizmle birleştiriyor. Balakgazi Tesisleri’nde veya tarihi konaklarda yankılanan o sesler, şehre gelen misafirleri Harput’un bin yıllık uykusundan uyandırıp bugüne getiriyor. Ancak Gakgoşlar bilir ki; en hakiki Kürsübaşı, bir dost evinde, telefonların bir kenara bırakıldığı ve sadece gönüllerin konuştuğu o andır.