Elazığ'da unutulan bir zanaat: Bakırcılık yeniden canlanıyor mu?
Tarihi Bakırcılar Çarşısı'nda çekiç sesleri artık eskisi kadar gür çıkmasa da, son birkaç usta bu kadim zanaatı yaşatmak için direniyor. Elazığ'ın kültürel belleğinde derin izler bırakan bakırcılık, bir yandan teknolojiye yenik düşerken diğer yandan 'sanat' etiketiyle yeniden vitrine çıkmaya çalışıyor.
Harput’un eteklerinden bugünkü şehir merkezine taşınan o meşhur çekiç sesleri, şimdilerde yerini sessizliğe bırakmış durumda. Bir zamanlar Elazığ ekonomisinin kalbi olan Bakırcılar Çarşısı’nda bugün sadece bir avuç usta, köz ateşinde kalay yapıp bakıra şekil veriyor. Biz de o dar sokaklara daldık; is kokulu dükkânlarda hem geçmişi yad ettik hem de bu zanaatın yarınını sorguladık.
Çekiç Sesleri Arasında Bir Ömür: "Çırak Bulamıyoruz"
Çarşının en eski sakinlerinden olan Mustafa Usta, elindeki bakır tepsiyi döverken bir yandan da dert yanıyor. "Eskiden bu çarşıda yürüyemezdin, her dükkândan ayrı bir melodi yükselirdi" diyen Mustafa Usta, bugün en büyük sorunun zanaatı devredecek kimsenin kalmaması olduğunu söylüyor.
Mustafa Usta’ya göre bakırcılık sadece bir kap kacak meselesi değil; bir sabır sınavı. "Şimdiki gençler hemen masa başı iş istiyor, elin kara olsun istemiyorlar. Ama bu bakırın kokusunu bir alan bir daha bırakamazdı" diyerek dükkânının tavanına asılı duran, yılların yorgunluğunu taşıyan ibriklere bakıyor.
Kültürel Ekonomi ve Akademik Bakış
Bakırcılığın sadece bir "nostalji" olmadığını, aslında Elazığ için önemli bir kültürel sermaye olduğunu hatırlatmakta fayda var. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’nde yayımlanan yerel kalkınma odaklı makalelerde, geleneksel el sanatlarının "deneyim turizmi" aracılığıyla yeniden canlandırılabileceğine dikkat çekiliyor. Uzmanlar, bakırın mutfak gereci olmaktan çıkıp hediyelik eşya ve dekorasyon objesine dönüşmesinin, zanaatın ömrünü uzatabileceğini savunuyor.
Yerel tarihçi ve köşe yazarı Bedrettin Keleştimur’un yazılarında da sıkça vurguladığı gibi; "Bakırcılık, Elazığ’ın sadece ticaret değil, estetik ruhudur." Bu ruhun korunması için Halk Eğitim merkezlerinin açtığı kurslar bir umut ışığı olsa da, mesleğin "usta-çırak" hiyerarşisinden kopması, ruhunun da zedelenmesi riskini beraberinde getiriyor.
Gençlerin İlgisi: Gelenekselden Moderne Geçiş
Peki, gençler bu işin neresinde? Çarşıyı gezerken tesadüf ettiğimiz üniversite öğrencileriyle konuştuğumuzda, bakıra olan ilginin aslında bitmediğini, sadece "biçim değiştirdiğini" görüyoruz. Gençler artık bakır tencerede yemek pişirmek yerine, üzerinde Harput motifleri işlenmiş bakır bir kahve setini evinin en güzel köşesine koymayı tercih ediyor.
Ancak bu ilgi, dükkânda ter döküp bakır dövmeye yetmiyor. Sanat okullarındaki tasarım bölümleriyle Bakırcılar Çarşısı’ndaki tecrübenin birleşmemesi, zanaatın ekonomik bir "atılım" yapmasını engelliyor.