Adını dağlardan, ruhunu gölden aldı: Sivrice mi, Hazar mı?

Eski adı Gölcük'tü, tabelada Sivrice oldu ama gönüllerde hep Hazar kaldı. 1938 yılında bir idari kararla değişen sadece bir isim miydi, yoksa coğrafyanın kendi dili miydi? Arşiv kayıtlarından Fırat Üniversitesi'nin akademik çalışmalarına kadar uzanan bir iz sürdük. Neden Hazar değil de Sivrice? Dağların sivriliği ile gölün dinginliği arasındaki o ince çizgide, ilçemizin isim kimliğini yeniden keşfediyoruz.

Adını dağlardan, ruhunu gölden aldı: Sivrice mi, Hazar mı?

Elazığ’dan yola çıkıp o meşhur Güney çevre yoluna saptığınızda, yolun sonunda sizi karşılayan o masmavi derinlik sadece bir göl değil, koca bir tarihtir. Ama bugün gölden ziyade, kıyısındaki o küçük ve mağrur ilçenin ismine odaklanıyoruz. Sokakta kime sorsanız "Hazar" der, "Göl" der ama resmiyette adı "Sivrice"dir. Peki, nereden geldi bu isim? Neden "Hazar" ismi ilçeye verilmedi de "Sivrice" denildi? Gelin, yerel hafızanın ve tozlu arşivlerin arasında kısa bir yolculuğa çıkalım.

Gölcük’ten Sivrice’ye: Karışan isimlerin hikayesi

Şimdi sizi biraz geriye, Cumhuriyet’in ilk yıllarına götüreyim. O dönemlerde buranın adı aslında kayıtlarda "Gölcük" olarak geçiyordu. Hatta halk arasında hala yaşlılarımızın "Gölcük mevkii" dediğini duyabilirsiniz. Ancak 1930’lu yılların sonunda, Türkiye genelinde bir yer ismi düzenlemesine gidildi. Sebebi de basitti: Memlekette çok fazla "Gölcük" vardı ve bu durum resmi yazışmalarda, telgraflarda tam bir karışıklığa sebep oluyordu. 1938 yılında, bugün ilçenin yaslandığı o sarp coğrafyaya bakılarak bir karar verildi.

Neden "Sivrice"? Dağların sertliği mi, coğrafyanın dili mi?

İlçeye adını veren şey, aslında tam tepemizde duran o sivri tepeler. İlçe merkezi, Hazar Dağları'nın göle en dik ve "sivri" açıyla inciği noktada kurulu. Yerel tarihçilerin ve coğrafyacıların birleştiği nokta şu: Kasaba, bölgedeki o karakteristik "Sivri Tepe" veya "Sivrice Burun" denilen coğrafi çıkıntıların üzerine ve etrafına şekillendiği için bu ismi aldı. Yani isim, yukarıdan aşağıya, dağdan göle doğru bir miras.

Arşivdeki izler ve kaynaklar: Bu isim nereden onaylandı?

Bu isim değişikliği öyle rastgele bir kulaktan dolma bilgi değil; şehrin hafızası sayılan belgelerde net izleri var. Araştırmamız sırasında karşımıza çıkan en somut belge, T.C. Dahiliye Vekaleti’nin 1938 tarihli kayıtları. Bu kayıtlarda isim değişikliğinin gerekçesi; "ilçenin coğrafi karakterine uygunluk ve mükerrer isimlerin (Gölcük) ayıklanması" olarak belirtiliyor.

Ayrıca, Fırat Üniversitesi bünyesinde bu konuda derinlemesine çalışmalar yapmış olan akademisyenlerin notları da iddiamızı güçlendiriyor. Örneğin, Prof. Dr. Mesut Aydın’ın bölge yerleşim yerlerinin tarihsel dönüşümü üzerine yaptığı incelemelerde, Sivrice isminin halkın dilindeki o "sivri burun" tabiriyle nasıl örtüştüğü detaylandırılıyor. Fırat Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezi (MOAM) yayınlarında yer alan bazı makaleler de, 1938 sonrasında idari bir zorunlulukla gelen bu ismin aslında bölgenin doğal morfolojisinden koparılmadığını kanıtlıyor.

Eski Elazığ gazetelerinin tozlu sayfalarına, özellikle Nur ve Turan gazetesi arşivlerine baktığımızda ise; 1940’lı yıllardaki köşe yazılarında, yeni kurulan bu ilçenin isminin coğrafyayla olan bu sıkı bağına dair pek çok anekdota rastlıyoruz. Dönemin yazarları, Sivrice’yi "sırtını dağların sivriliğine, yüzünü suyun yumuşaklığına dönen yer" olarak tanımlıyor.

İsimler geçer, Hazar kalır

Netice itibariyle, Sivrice ismi bize o dik dağların, sarp yamaçların bir hediyesi. Hazar ise o coğrafyanın ruhu. Bugün tabelada Sivrice yazsa da, gönlümüzde o masmavi suyun adı her zaman Hazar olarak kalmaya devam edecek gibi görünüyor. İster "Gölcük" deyin, ister "Hazar’ın İncisi"; o virajdan aşağı indiğinizde hissettiğiniz o huzur, ismin çok ötesinde bir gerçeklik.

Sivrice’nin ismine dair sizin bildiğiniz farklı bir rivayet var mı? Ya da "Şu ilçenin de adını bir araştırsanız" dediğiniz bir yer? Yorumlarınızı bekliyoruz, bir sonraki dosyada görüşmek üzere.

Araştırma: Muhammed Baygeldi