Murat'ın kıyısında bir tarih nöbeti: İşte Palu Kalesi ve Eski Palu'nun hikayesi
Palu, sadece bir ilçe değil Urartu'dan Selçuklu'ya, Osmanlı'dan günümüze bir zaman tünelidir. Murat Nehri'nin o hırçın sularına tepeden bakan Palu Kalesi, üzerindeki çivi yazılı kitabeleri ve hemen altındaki tarihi köprüsüyle zamana meydan okuyor. 'Gakgoşlar Diyarı'nın bu kadim kapısını aralıyoruz.
Gecenin sessizliğini Murat Nehri’nin şırıltısıyla dağıtmaya, tarihin taşlara nakşedildiği o kadim ilçeye, Palu’ya gidiyoruz. Elazığ’ın doğusunda, her köşesi bir açık hava müzesini andıran Palu; kralların geçtiği yolları, Murat Nehri’nin serinliğini ve bin yıllık bir inanç mozaiğini içinde barındırıyor.
Elazığ’ın yaklaşık 70 kilometre doğusunda, devasa bir kaya kütlesinin üzerine tünemiş bir şahin gibi durur Palu Kalesi. Şimdiki yerleşim yeri aşağıya taşınmış olsa da, "Eski Palu" denilen bölge; camileri, kiliseleri ve hamam kalıntılarıyla bir zamanlar burada hüküm süren o büyük medeniyetlerin nefesini hala taşıyor.
Urartu Kralı’nın Mirası: Çivi Yazılı Kitabeler
Palu Kalesi’ni benzerlerinden ayıran en önemli özellik, Urartu Kralı Menua tarafından binlerce yıl önce taşlara kazıtılan çivi yazılı kitabelerdir. Fırat Üniversitesi Tarih Bölümü akademisyenlerinin yaptığı çalışmalarda, bu kitabelerin bölgedeki siyasi sınırları ve Urartular'ın imar faaliyetlerini belgeleyen en önemli yazılı kaynaklardan biri olduğu vurgulanır.
Kaleye tırmandığınızda; sadece taşları değil, o dönemde kayaların içine büyük bir ustalıkla oyulmuş olan sarnıçları ve gizli geçitleri görürsünüz. Yerel tarihçi ve araştırmacı Dr. Vahap Şahinalp’in belirttiği gibi; "Palu Kalesi, Anadolu’daki Urartu mimarisinin en dik ve en korunaklı kalesidir."
Murat Nehri’nin İncisi: Tarihi Palu Köprüsü
Kalenin hemen ayak ucunda, Murat Nehri’nin üzerinde bir gerdanlık gibi duran Tarihi Palu Köprüsü uzanır. İpek Yolu’nun en önemli geçiş noktalarından biri olan bu köprü, asırlarca kervanlara ev sahipliği yapmış. Eskilerin "İstanbul’u Bağdat’a bağlayan yol buradan geçerdi" dediği o meşhur yolun şahidi olan bu köprü, restorasyon sonrası bugün hala heybetini koruyor.
Hemen köprünün yakınında bulunan Surp Lusavoriç Kilisesi ve Cimşit Bey Külliyesi ise Palu’nun bir zamanlar ne kadar büyük bir inanç merkezi ve kültürel harman yeri olduğunun en somut kanıtıdır. Burada bir cami ile bir kilisenin bu kadar yakın oluşu, Palu’nun o meşhur hoşgörü ikliminin sessiz bir mirasıdır.
Bir Dönem Bitti, Bir Şehir Sustu
Eski Palu’nun dar sokaklarında yürürken, terk edilmiş taş evlerin pencerelerinden süzülen rüzgârın sesini duyarsınız. Halk arasında anlatılan efsanelere göre, bu sokaklarda bir zamanlar ticaret öyle canlıymış ki, "Palu çarşısında bir iğne düşse yere değmezmiş." Bugün o evlerin çoğu yıkılsa da, Murat Nehri hala aynı coşkuyla akmaya, kale ise nöbetini tutmaya devam ediyor.


