Depreme hazırlıklı olmalıyız!

Fırat Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Aksoy, birinci derecede deprem bölgesinde olan İlimizde her zaman için deprem olabileceğini hatırlatarak, depreme her zaman hazırlıklı olmamız gerektiğini söyledi. Aksoy özellikle 7 ve üzeri deprem olması durumunda İlimizde zemin etüdünün kötü yapıldığı alanlarda büyük hasarlar olabileceğine de dikkat çekti. Mevcut durumda depreme yeterince hazırlıklı olmadığımızı da belirten Aksoy, kentsel dönüşüme de vurgu yaparak kentsel dönüşümde önceliğin estetikten yana değil sağlam yapılar ortaya çıkarmaktan yana kullanılması gerektiğini kaydetti.

Ege ve Marmara bölgesinde son günlerde yaşanan sarsıntılar depremi bir kez daha gündemimize taşıdı. İlimizin de birinci derece deprem bölgesinde yer alıyor olması, ‘Acaba bu öncü bir deprem miydi?, İlimizde de böyle bir deprem olur mu? Olası bir deprem İlimizde nasıl bir hasara yol açar?’ gibi soruları akıllara getirdi. Fırat Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Aksoy, Elazığ’ın bulunduğu fay hattının dinamik olmasından dolayı tehlikenin her zaman olduğunu belirterek, “Kentsel dönüşüm bu şehir için bir fırsattır. Bunu çok iyi değerlendirmek gerekir. Burada bir dönüşüm yapılıyorsa ilk olarak estetik olması yönünde değil de depreme ne kadar dayanıklı olduğu yönünde gündeme gelmelidir. Caddelerin genişliği, binaların sağlamlığı ön plana çıkmalıdır. Aksi takdirde kentsel dönüşüm dediğiniz eski bir binayı yıkıp yerine estetik ve dış güzelliği olan bir bina yapmak olmaması gerektiğini düşünüyorum.”dedi.

En son Ege ve Marmara’da gerçekleşen depremi nasıl değerlendirmek gerekir? Öncü bir deprem olarak kabul edilebilir mi?

‘BÖLGEMİZDE YAŞANAN DEPREMİN BOYUTU BÜYÜK OLUR’

Türkiye’nin en önemli deprem üreten kaynaklarından olan Doğu Anadolu Faz zonu buradan geçiyor. Bu durum ise deprem ile ilgili çalışmaları ön plana çıkarıyor. Fay konusuna geldiğimizde; Ülkemizde meydana gelen depremlere baktığımız zaman bunların rastgele olmadığını biliyoruz. Bu depremi üretecek faylar bizim için ön plana çıkıyor. Bu anlamda üç fay hattı var. Bunlardan ilki; Bizimde yaşadığımız alan, Karlıova’dan başlayıp Kahramanmaraş hattı üzerinde devam eden Doğu Anadolu Fay Hattı. İkincisi; Yine Karlıova bölgesinden başlayıp Marmara Bölgesi’ne doğru giden Kuzey Anadolu Fay Hattı. Üçüncüsü de; Ege Bölgesi'nde grabenlerdeki açılmalardır. Bizim bulunduğumuz bölge doğrultu atımlı faylar. Yani fayın her iki tarafında olan yerler birbiriyle yer değiştirebiliyor. Ege Bölgesi’ndeki depremleri üreten kısım ise normal fay dediğimiz, fayın iki tarafında yer alan ve bölümlerin aşağı yukarı hareket ettiği faylardır. Bu tür fayların en büyük farkı üretecekler depremin büyüklüğünün farklı olmasından kaynaklanıyor. Yani bizim bölgemizde yer alan deprem bu anlamda daha büyük boyutlarda gerçekleşir. Fay hatlarının kendi özelliklerinin farklı olmasından dolayı Ege ve Marmara’da meydana gelen bir depremi kendi bölgemiz açısından öncü bir deprem olarak değerlendiremeyiz. Kendi bölgeleri açısından ise fay hatlarının çalıştığını ve aktivitelerini sürdürdüğünü anlayabiliriz. Bu depremlerin hem o bölgede hem de bizim bölgemizde devam edeceklerini söylemek daha doğru olur. Tarihsel olarak baktığımızda batıda birçok şehrin depremden dolayı yok olduğunu görmekteyiz. Yer kabuğundaki hareketler devam ettiği sürece depremlerin yaşanma olasılığı her zaman yüksektir.

Birinci derece deprem kuşağında yer alan bir İl olarak böylesi bir deprem bekleyebilir miyiz?

‘AKTİF FAY HATTININ VARLIĞI DEPREM RİSKİNİ ARTIRIYOR’

Biz eğer yanımızdan aktif bir fay hattının geçtiğini biliyorsak olası bir deprem her zaman mümkündür. Hemen yanı başımızda bulunan Karlıova hattı. Daha da yakınlaştığımızda Palu’da Sarıkamış köyünün orasından gelen hat Sivrice üzerinden devam edip gidiyor. Bu fayın yeryüzündeki izlerini görebiliyoruz. Bunun için bir takım kriterler var. İlk olarak morfolojik, yani fay hattının yeryüzündeki izi. Daha sonra araziye giderek bu hatlarda yer değiştirme olmuş mu bunu tespit ediyoruz. Bu sayede hatların genç olup olmadığını kontrol ediyoruz. Bölgemizde bu anlamda aktif hatların olduğunu görmekteyiz. Depremlerin şiddetinin neyi ifade ettiğine baktığımızda ise 5 büyüklüğüne kadar olan depremler küçük depremlerdir. 5-7 orta, 7-8 büyük, 8 ve üzerine ise çok büyük ölçekte olduğun ifade eder. Elazığ’da tarihsel sürece baktığımız zaman 7’nin üzerinde büyük depremlerin meydana geldiğini görüyoruz. Depremlerin büyüklükleri 1900’ların başına kadar çok net olarak belirlenemiyordu. Bu dönemdeki depremlere bundan dolayı tarihsel depremler deniyor. Günümüze gelene kadar ise depremlerin şiddetinin daha rahat ölçülebildiğini görmekteyiz. Buna ise aletsel dönem depremleri deniyor. İlimiz açısından eskiye baktığımızda 1874 yılında Palu’da büyük çapta depremlerin meydana geldiğini görmekteyiz. Bizler bunu fayların üzerinde açılan hendekler sonucunda oradan alınan örneklerin incelemesi sonucu öğreniyoruz. 5-7 arasındaki depremleri de şuan günümüzde de meydana geliyor. 2004 yılında Sivrice de, 2007 de Gözeli’de orta büyüklükte depremler olarak kendini gösteriyor. Bizler o zamanlar büyük tedirginlik yaşadık. Çünkü bunlar yüzeye yakın depremlerdi. Bu yüzden sarsıntı ve şiddetin boyutları çok daha fazla olabiliyor. Japonya gibi ülkelerde depremler 100 km yer altında oluyor ama bizim Ülkemizde 10 km yüzeyde ortaya çıkıyor. Haliyle daha fazla depremin yansımalarını görmekteyiz.

Yıllardır deprem bir şekilde gündemimizde yer alıyor. İl olarak sizce hazır mıyız böyle bir depreme?

Bu konu Ülke genelinde değerlendirilmesi gereken bir durum. Ülkemizde son yıllarda en büyük çaplı deprem 1999 yılında yaşanan Ağustos depremi oldu. Ardından Düzce depremi maddi ve can kaybı yönünden en büyük kayıp yaşadığımız depremler arasında yer alıyor.  Bundan sonra depreme karşı alınacak tedbirlerde bazı yönetmelik değişiklikleri yaşandı. Bu değişikliklere uyularak yapılan uygulamalar daha sağlıklı oldu. Ama burada bu yönetmeliklerin uygulanmasında kontrol mekanizmalarının işleyişi tartışılabilir.

17 Ağustos depremi gibi bir depremde İlimizde ne kadar bir kayıp yaşarız?

‘ÇOK DAHA BÜYÜK KAYIPLAR YAŞARIZ’

17 Ağustos depreminde 20 binin üzerinde bir can kaybı oldu. Burada o bölgede yaşayan insan potansiyelinin büyük bir etkisi olmuştur. Elazığ’da da bu boyutlarda bir deprem meydana gelebilir. Palu’dan Pütürge bölgesine giden fay hattına baktığımız zaman 300 yılda bir büyük ölçekte depremler meydana gelebiliyor. Ama burada kesin bir tarih veremezsiniz. 100 yıl öncesinde bile bu durumla karşılaşabiliriz. Doğal olaylarda mutlak bir sonuca ulaşmanız zor olacaktır. 2007’deki 5,7 Sivrice depreminde bile köylerde epey hasarlar oluştu ve vatandaşlar büyük tedirginlik yaşadı.7 şiddetinin üzerindeki bir depremle karşılaşmamız durumunda Elazığ’da özellikle kırsal bölgelerde zemin etüdünün kötü yapıldığı alanlarda ciddi sıkıntılar olacaktır. Şehir planlaması yaparken deprem bölgesinde yaşadığımız gerçeğini maalesef dikkate almıyoruz. Caddelerimizin, sokakların genişliği ne düzeyde bunlara önem vermemiz gerekiyor. Deprem anlık gelişen bir olay olduğu için buna çok iyi hazır olmamız gerekir.

Yeni nesil deprem konusunda bilgi ve birikimli yetişiyor mu?

Toplumda birçok konuda olduğu gibi bu konuda da duyarsızlığımız söz konusu. En başta trafik meselesine baktığınızda her gün onlarca insan hayatını kaybediyor. Deprem içinde aynı durum hâkim. Ne yeteri kadar bilinçliyiz ne de eğitimini tam olarak alıyoruz. Deprem Haftası gibi etkinlikler yapılıyor. Bu güzel bir uygulama. Bir farkındalık oluşturmuş olursunuz. Ama o günden sonra deprem hassasiyetinin rafa kaldırıldığını görüyoruz. Kuralları bir günlüğüne uygulamayı değil de, hayatımızın bir parçası haline getirmeyi başarabilirsek işte o zaman istenilen hassasiyeti göstermiş oluruz. Japonya ya bakın vatandaşlar deprem anında ne kadar bilinçli hareket ediyorlar. Birinci derece deprem bölgesi olmamıza rağmen bugün Doğal Afet Sigorta Kurumuna yüzde kaçımızın binası kayıtlı. Üstelik bunu zorlamayla yapmaya çalışıyoruz. Cezai bir işlemde uygulanmazsa hiç kimse bu kurala uymaz. Bizim bunu hayatımızın bir parçası haline getirmezsek alınan hiçbir kararın uzun soluklu bir faydası olmayacaktır. Birkaç yüz lirayı geçmeyen Doğal Afet Sigortası yaptırmaktan bile aciz konumdayız. Ayrıca kuralların uygulanması konusunda ödül ve cezai işlemlerde bir çözüm yoludur. Burada sigorta şirketlerinde de inşaat ve jeoloji mühendislerinin çalıştırılması da zorunlu bir kural olarak uygulanmalıdır.

Vatandaşların kentsel dönüşüm noktasında eleştirileri var. Kentsel dönüşümün yüzeysel yapıldığı, deprem riskinin yine geri planda kaldığı yönünde bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

‘KENTSEL DÖNÜŞÜMDE ESTETİK DEĞİL, DAYANIKLILIK ÖN PLANDA OLMALI’

Bina inşa ederken en büyük hatalarımızdan birisi verimli tarım arazilerimizi yok ediyoruz. Gelecek nesillere kötü bir miras bırakıyoruz. Binayı kayalık bir araziye yapma şansınız var ama tarımda böyle bir şansınız yok. Kentsel dönüşüm bu şehir için bir fırsattır bunu çok iyi değerlendirmek gerekir. Burada bir dönüşüm yapılıyorsa ilk olarak estetik olması yönünde değil de, depreme bu anlamda ne kadar dayanıklı olduğu gündeme gelmelidir. Caddelerin genişliği, binaların sağlamlığı ön plana çıkmalıdır. Aksi takdirde kentsel dönüşüm dediğiniz eski bir binayı yıkıp yerine estetik ve dış güzelliği olan bir dönüşümün olmaması gerektiğini düşünüyorum.

Son dönemlerde İlimizde yüksek katlı binaların yapılmasına izin verilmeye başlandı. En son otuz katlı binalar yapılıyor. Bu yaklaşım birinci derece deprem bölgesinde yer almamız açısından nasıl değerlendirilebilir?

‘YUMUŞAK ZEMİNLERDE ÇOK KATLI BİNALARDAN UZAK DURULMALI’

Yapacağınız yapı, oturacağı zeminle uyumluysa deprem sırasında bu yükü taşıyabilecekse bir problem arz etmiyor. Ama sorunlu zeminlerde iyileştirme çalışmaları yapının maliyetini artırıyor. Buna rağmen risk sorununu ortadan kaldırmıyor. Bu yüzden yumuşak zeminlerde çok katlı binalardan uzak durulması gerekir. Bu binalar yapılırken çevreye vereceği zararlar açısından da dikkat edilmeli. İlimiz birinci derece deprem bölgesi olmasından dolayı sadece zeminler değil, aynı zamanda deprem olduğunda vatandaşın taşınabileceği geçici alanlarda oluşturulmalıdır. Ayrıca burada yapılaşmadan sorunlu birimlere de çok iş düşüyor. Bu kontrol mekanizmalarını çok iyi geliştirmeleri gerekir. Vatandaşlar sürekli bir deprem olacak endişesi yaşıyorlar. Çünkü o güvenli ortamı sağlayamıyoruz. Neden Japonya da küçük bir sarsıntı olduğu zaman kimse pencereden atlamıyor. Burada güven meselesi devreye giriyor. Bunu sağlamamız lazım. Bunu da Genel ve yerel idarelerin sağlaması gerekir. Şehrimizde trafiğin ne durumda olduğunu biliyoruz. Orta büyüklükte bir depremde ambulans ve itfaiyelerin çalışma yapması mümkün değil.

İlimizi Jeoloji Mühendisliği ve çalışma alanları açısından nasıl değerlendirmek gerekir?

Elazığ’ın Jeoloji Mühendisliği ve çalışma alanları açısından son derece uygun bir yer. Bunun sebeplerine baktığımız zaman özellikle bitki örtüsünün az olması çalışacak konuların açıkta olmasını sağlıyor. Bir Karadeniz bölgesinde yerleri takip etmek çok zor. İkinci olarak Elazığ bölgesinin maden yatakları açısından bol olması da önem arz ediyor. Keban’da kurşun madeni bunun yanında maden İlçesindeki Guleman zaten Ülkenin önemli maden yatakları arasında yer alıyor. Bunların hepsi oluşumları açısından önemli. Bu oluşumları bilmeden buraları işletmenin bir anlamı olmaz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.